Lütfen Bekleyiniz...

ÎTİBAR

(ﺍﻋﺘﺒﺎﺭ) i. (Ar. ‘abr “ölçmek, tartmak” – ‘ubūr “geçmek”ten i‘tibār)
1. Saygı görme, saygı gösterme, değer verme, kendine değer verilme: İnsan ki görür bu i’tibârı / Gitmez mi elinden ihtiyârı (Ziyâ Paşa’dan). Hilmi Bey, âilenin ve an’anenin gerektirdiği hürmet ve îtibarda da kusur etmezdi (Sâmiha Ayverdi).
2. Önem verme, önem verilme, dikkate alma, dikkate alınma: Bunun câiz ve mümkün olduğunu inkâr edene îtibar edilmez (Kâtip Çelebi’den Seç.). Nûri Bey’in temiz ve sâde rûhu da yaş denilen şeyi hiç îtibâra almazdı (Hâlide E. Adıvar).
3. Hatırı sayılır olma durumu, şeref, haysiyet: “Îtibar kazanmak.” “Îtibârı zedelenmek.” Efendimsin cihanda i’tibârım varsa sendendir / Meyân-ı âşıkanda iştihârım varsa sendendir (Şeyh Gālib). Temâşâcılıkta îtibârım artıyor (Reşat N. Güntekin).
4. Ticârî hayatta güvenilir olma durumu, güven kazanmış olma: “Borcunu ödemezsen îtibârın sarsılır.” “Piyasadaki îtibârına güvenerek sermâye toplamaya karar verdi.” Verdiği sözü tutar, îtibârı yerinde (Enis B. Koryürek).
5. Bir şeyin gerçek olmayan, öyle farzedilen değeri.
6. eski. İbret alma.
ѻ Îtibar etmek:
1. Saygı göstermek, hürmet etmek, değer vermek: Hârezmli dediğin de kâfir dinli değil ya. Din diyânet sâhibi bir hocaya îtibar eder herhal… (Mustafa N. Sepetçioğlu).
2. Önem ve kıymet vermek, dikkate almak: Fıtnatâ ârâyiş-i dünyâya i’tibâr etmez (Fıtnat Hanım). Rind olan ikbâl-i dehre Gālib i’tibâr etmez (Leskofçalı Gālib).
3. Farzetmek, saymak: “Uzunluğunu 2 metre îtibar edersek bu kumaş az gelir.” “Ay başından îtibar edeceğiz.”
4. eski. İbret almak: Benden etsin nev-hevesler i’tibâr (Muallim Nâci). Îtibar mektubu: ticâret. Bir kimseye kredi açılması için îtibarlı biri tarafından yazılan mektup. Îtibardan düşmek: Artık makbul olmamak, eskisi gibi kıymet verilmemek. (Birinin) Îtibârı olmak: Kendisine güvenilmek, îtimat edilmek.
● Îtibârat (ﺍﻋﺘﺒﺎﺭﺍﺕ) i. (Ar. çoğul eki -āt ile) Faraziyeler, farzedilen şeyler.
● Îtibâren Bk. ÎTİBÂREN
● Îtibârî Bk. ÎTİBÂRÎ