Kubbealtı Kursları Başlıyor
Lütfen Bekleyiniz...

EZEL

(ﺍﺯﻝ) i. (Ar. ezel)
1. Başlangıcı olmayan geçmiş zaman, başlangıcı tasavvur edilemeyen zaman. Karşıtı: EBED.
2. Ruhlar âleminin başlangıcı: “Ezel meclisi.” “Ezel buyruğu.” “Bezm-i ezel.” “Hükm-i ezel.” Kim ezel günü şâha mahrem-i esrâr ise / Haldaşımdır râzdaşımdır gelsin ol bîçâreler (Eşrefoğlu Rûmî’den). Ezel bezminde en evvel mey-i sahbâyı ben gördüm (Leskofçalı Gālib).
● Ezelden zf. (Ayrılma hâli ekinin kalıplaşmasıyle)
1. Yaratılışından îtibâren, yaratıldığından beri: Üstünde gök, sürekli bulutlarla yüklüdür / Altında gür deniz ki ezelden köpüklüdür (Yahyâ Kemal). Gönül ezelden öksüz (Ali M. Arolat).
2. Çok eskiden beri, başından beri: “Bu işe ezelden hazır.” “Ezelden râzıyım.” Bu aya sultan ay derler / Kaymak ile baldan yerler / Ezelden âdet kılınmış / Bekçiye bahşiş verirler (Mâni).
ѻ Ezelden ebede:
1. Geçmiş sonsuzluktan gelecek nihâyetsizliğe kadar bütün var oluş boyunca.
2. Her zaman: “Ezelden ebede dostuyum.”
● Ezelen (ﺍﺯﻻً) zf. (ezel’in tenvinli şekli) Ezelden beri, çok eskiden beri: Bâlâsına “hay” ismi celî hatla yazılmış / Hak burcuna merkûz ezelen râyet-i Ken’an (Kemal E. Kürkçüoğlu).

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner