Kubbealtı Kursları Başlıyor

ÇUVAL

(ﭼﻮﺍﻝ) i. (Fars. çuvāl < cuvāl) [Kelime Türkçe’den Arapça’ya da geçmiştir]
1. Erzak, öteberi koymaya veya nakletmeye yarayan, kenevir, pamuk gibi bitkilerin elyâfından veya naylon iplikten yapılmış büyük torba: Allah ne verdiyse bu çuvalın içine kor, eve götürürüm (Sâmipaşazâde Sezâî). Odanın köşesinde üç tâne ot dolu çuval var (Hâlide E. Adıvar).
2. Hint keneviri ipliğinden seyrek dokunmuş çok kaba bir dokuma: Evin avlusuna sırtında çuval kaplı bir yayvan torba, elinde bir ufacık iskemle ve uzun bir demir parçası dağınık kıyâfetli bir adam girdi (Refik H. Karay). Birdenbire kapı açıldı, tipi ve rüzgârla berâber belinden aşağısı ve göğsü çuvalla örtülü yarı çıplak içeriye girdi (Ahmet H. Tanpınar).
ѻ Çuval gibi:
1. Kaba, seyrek dokunmuş (kumaş).
2. Bol, ütüsüz (giyecek).

ÇUVALDIZ

i. (Fars. çuvāl “çuval” ve dūz “diken” ile çuvāl-dūz)
1. Çuval ve bunun gibi kaba dokumaları dikmekte kullanılan, ucu yassı ve eğrice, kalın, büyük dikiş iğnesi: “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.”
2. eski. Bir akarsu ölçü birimi [Su saatlerinin bulunmadığı dönemde suyun miktârını akışının kalınlığına göre değerlendiren ölçü sisteminde iki hilâl bir çuvaldız, dört çuvaldız bir masura, iki masura bir kamış ve dört kamış bir lüle ederdi].

ÇUVALLAMAK

geçişsiz f. (< çuval+la-mak) argo. Bir işi başaramamak, becerememek, çarşaflamak.