Kubbealtı Kursları Başlıyor

ŞUÂ

(ﺷﻌﺎﻉ) i. (Ar. şu‘ā‘) Işın: Sen ol mehsin ki hüsn ile tecellî eylesen dehre / Serâpâ Tûr olur âlem şuâ-ı âb u tâbından (Leskofçalı Gālib). Alt kat pencerelerinin kafeslerinden süzülerek giren şuâ-ı şems, evin iç tarafına doğru nüfuz ettikçe sönüyor gibi görünüyordu (Sâmipaşazâde Sezâî). Takdim eder uzaklara güldeste-i şuâ (Hüseyin Sîret).
ѻ Şuâ tedâvisi: X ışınları veya radyoaktif bir maddeden çıkan ışınlarla yapılan tedâvi, radyoterapi.
● Şuâî (ﺷﻌﺎﻋﻰ) sıf. (nispet eki ile) Şuâ ile ilgili.
● Şuâiyye (ﺷﻌﺎﻋﻴّﻪ) sıf. Şuâî kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli: “Huzme-i şuâiyye.” Bk. ŞUÂİYE

ŞUÂAT

(ﺷﻌﺎﻋﺎﺕ) i. (Ar. şu‘ā‘ “ışın” ve çoğul eki -āt ile şu‘ā‘āt) Şuâlar, ışınlar: Kâh olur mürde şuââtı düşer bir mezâra (Mehmet Âkif’ten). Ve avâkıbı îtibâriyle güneşin şuââtı gibi her tarafa yayılır (Cenap Şahâbeddin). Bu sâha-i mütemevviceye, kamerden donuk beyazımsı şuâat üfürüyorlar gibi bir şeyler saçılıyor (Ahmet Râsim).

ŞUABAT

(ﺷﻌﺒﺎﺕ) i. (Ar. şu‘be’nin çoğul eki -āt almış şekli şu‘abāt) Şûbeler.

ŞUÂİYE

(ﺷﻌﺎﻋﻴّﻪ) i. (Ar. şu‘ā‘ > şu‘ā‘і “ışınla ilgili”den şu‘ā‘iyye) Işınlılar.

ŞUARÂ

(ﺷﻌﺮﺍﺀ) i. (Ar. şā‘ir’in çoğul şekli şu‘arā’) Şâirler: “Tezkire-i şuarâ.” “Mecmûa-i şuarâ.” “Meclis-i şuarâ.” Geldimse n’ola ben şuarâ bezmine âhir / Âdet budur âhirde gelir bezme ekâbir (Nev’î’den).
ѻ Şuarâ tezkiresi: Şâirlerin biyografilerini ve şâirliklerini şiirlerinden örnekler vererek anlatan eser, tezkiretü’ş-şuarâ. Şuarâ-yı Câhiliyye: İslâmiyet’ten önce Câhiliye devrinde yaşayan Arap şâirleri.