TAMAH

i. (Ar. ṭama‘dan) [Kelime sonundaki ayın sesi düşünce “h” türemiştir] Doymazlık, aç gözlülük, tama’: Kervanlar gidip gelip müftü baldızının malını konağa döktükçe Sinan’ın tamahı artıyordu (Safiye Erol). Sonra da hırslarının, kinlerinin, gururlarının, tamahlarının esîri olan kütleleri ellerinden tutup ruh dertlerini onaracak… (Sâmiha Ayverdi).
ѻ Tamah etmek:
1. Aç gözlülük etmek: Öte yandan üst bürokratları, nasıl olsa ellerinde kalmayacak olan mal ve paraya fazla tamah etmekten sakındırmış, çalıp çırpma yollarını kapamıştır (Ahmet Kabaklı).
2. Çok beğenip istemek: Yoksa tamah edilecek hiçbir şeyi yok (Reşat N. Güntekin). Tamah ettiğin kadın tipi bu mudur? (Safiye Erol).

TAMAHKÂR

sıf. ve i. (Ar. ṭama‘ “tamah” ve Fars. -kār ekiyle ṭama’-kār’dan) Tamah eden, mal, para vb.ne aşırı derecede istek duyan kimse, aç gözlü.

TAMAHKÂRLIK

i. Tamahkâr olma durumu, aç gözlülük: Her çektiğimiz tamahkârlığımızdan (Burhan Felek).