URGAN

i. (Eski Türk. uruk “ip” < ur-mak “vurmak, dövmek”, küçültme ekiyle uruk+an) Pamuk, keten, kenevir, jüt vb. bitki elyâfından yapılan ince halat: Boynuma urganını taktı bu aşk (Eşrefoğlu Rûmî). Rüzgârlar birer urgan olup boynuma dolanacakmış (Yusuf Z. Ortaç). En pahalı elyaftan örülmüş urganlar (Refik H. Karay).
ѻ Urganını çekmek: halk ağzı. Büyük kötülük yapmak, tuzağa düşürmek: Ayağın kayınca urganın çeken / En iyi dostundan sakın sen seni (Pir Sultan Abdal). Ol sana düşmandır dost gibi bakar / Fırsat da bulunca urganın çeker (Köroğlu).

URGANCI

i.
1. Urgan yapan işçi: Halkondil Zeyli’nin teşkîlât kısmında, Yavuz Sultan Selim’in Suriye ve Mısır seferinden sonra Osmanlı donanmasının fevkalâde kuvvetlendiği ve tersâne yapıldığı bildirildikten sonra burada çalışan halatçı, urgancı, marangoz, demirci gibi üç binden fazla sanat erbâbının bulunduğu yazılmaktadır (İsmâil H. Uzunçarşılı).
2. Urgan satan kimse: Zindankapısı’ndan Baba Câfer Türbesi sokağı nihâyetine kadar olan kısım Urgancılar Çarşısı idi. Burada Kastamonu’da yapılan kalınlı inceli halattan, ipten tâ ince sicime kadar hazırlanan ipler, hayvan başlık ve yularları, yem torbaları, at köstekleri satılırdı (Musâhipzâde Celâl).

URGANCILIK

i. Urgan yapma, urgan satma işi.