Kubbealtı Kursları Başlıyor

BASİL

i. (Fr. bacille < Lat.) Çomak şeklindeki ince uzun bakterilere verilen isim: Dâima yarı ölü taşıdığımız birtakım basiller gibi (Refik H. Karay).

BASILI

sıf. (< bas-ı-[ġ]+lı) Basılmış, tabedilmiş, basma, matbû: “Basılı evrak.” “Basılı listeler.”

BASILMAK

edilgen f. (< bas-ı-l-mak)
1. Üzerine ayak konmak, üstünde yürünmek, çiğnenmek, ezilmek: “Buraya basılmaması ricâ olunur.” “Çimenlere basılmaz.” Kaldırımsız, daracık, eğri sokak, doğru sokak / Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak (Yahyâ Kemal).
2. Üzerine kuvvet uygulanmak, kuvvetle sıkıştırılmak, bastırılmak: “Yukarıdan biraz daha basılırsa makinenin kolu yerine oturacak.”
3. Tabedilmek, tabolunmak: “Bu eser hangi târihte basılmış?” Bu kitap (…) geniş bir ilgi gördü ve şimdiye kadar üç kere basıldı (Mehmet Kaplan). Gazeteler basılamadı, fırınlar çalışmadı (Burhan Felek).
4. (Yazı, mühür, damga, desen vb. şeyler) Basma yoluyle kâğıt, kumaş veya deri üzerine çıkarılmak, vurulmak: “Buraya mühür basılsın.” “Aynı desenin iki defa basılmamasına dikkat ediniz.”
5. Ansızın suç üstü yakalanmak: Aman basıldık diye pek korktum (Ahmed Vefik Paşa). Abdullah Üsküdar’da Şâhin’in evinde basıldı (Refî C. Ulunay).
6. (Çamaşır için) Yıkanmadan önce suda bırakılmak.
7. (Turşu, zeytin vb. yiyecekler için) İleride yenmek üzere hazırlanmak, kurulmak.
8. (Yangın, kavga vb.) Yatışmak, yatıştırılmak.
ѻ Basıla: Bir yazının, bir eserin basılmasına izin veren “basılsın, basınız” sözü. Basıla vermek: Bir eser için matbaaya “tamamdır, basılabilir” diye basma izni vermek.
Basılmak fiiliyle deyim: Ayak basılmamış.