Kubbealtı Kursları Başlıyor

EDEBİYAT

(ﺍﺩﺑﻴّﺎﺕ) i. (Ar. edebі > edebiyye’nin çoğul eki -āt almış şekli edebiyyāt) [Arapça ilmü’l-edeb’in karşılığı olan ve edebî ilimlerin tamâmını ifâde eden bu kelime Tanzîmat’tan sonra tekil anlamında kullanılmıştır]
1. Duygu, düşünce ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve etkili bir şekilde anlatılması sanatı, yazın: Edebiyat meraklısı olan Ulviye dil dökmenin bu derecesini beğendi (Ahmed Midhat Efendi). Edebiyat lisânı duvarcılık ve marangozluk tâbirâtıyle dolmuştu (Ahmet Hâşim).
2. Bu sanatın kuralları ve verdiği eserlerle uğraşan ilim kolu: Bugün edebiyat imtihânına girdim (Yusuf Z. Ortaç). Kendimi, yirmi yıl önce Erzurum’da lisede edebiyat muallimi olduğum zamâna dönmüş sandım (Ahmet H. Tanpınar).
3. Bir millete, bir çağa, bir ülkeye âit edebî eserlerin bütünü: “Türk edebiyâtı.” “Alman edebiyâtı.”
4. mec. Boş, gereksiz, yapmacık ve özentili sözler.
ѻ Edebiyat yapmak: Parlak ve gösterişli sözlerle etkili olmaya çalışmak, özentili konuşmak veya yazmak.

EDEBİYATÇI

i.
1. Edebiyatla uğraşan kimse.
2. (Okul dilinde) Edebiyat öğretmeni.