GEZDİRMEK

oldurgan f. (< gez-dir-mek) (-i / -de)
1. (Bir kimseyi) Hoş vakit geçirmesini sağlamak için bir yere götürmek, dolaştırmak: “Çocuğu bahçede gezdireyim mi?” Sizi köylerde gezdireceğim (Reşat N. Güntekin) Kucağında çok gezdirmiş dedemi / Ben kocadım dahi dünya gelin mi? (Âşık Veysel).
2. (Bir şey veya kimseye bir yerde bir yöne doğru) Sürekli yer değiştirtmek, yürütmek, gezmesini, dolaşmasını sağlamak: “Elini saçlarımda gezdirdi.” “Ütüyü çarşafın üstünde hafif hafif gezdirdi.” Yüzümü boynunda, göğsünde gezdiriyorum (Peyâmi Safâ). Ahmet pırıl pırıl kara gözlerini bir müddet etrafta gezdirdi (Bediî Fâik).
3. Taşımak: “Elinde gezdirmek.” “Sırtında gezdirmek.” “Çantasında gezdirmek.” “Yanında gezdirmek.” Nûran, bu kanı kendisinde tehlikeli bir mîras gibi yıllarca gezdirmiş (Ahmet H. Tanpınar).
4. (Belli bir kılıkta) İnsan içine çıkarmak, ortada dolaştırmak: “Karısını çok açık gezdiriyor.” “Kızını başörtüsüz gezdirmiyor.” (-i / -e)
5. (Bir kimseyi) Bir yeri görüp bakması, incelemesi için dolaştırmak: Kendi eliyle bu askere kalenin her tarafını gezdirdi (Ömer Seyfeddin). Evvelâ köşkü gezdirdi (Ahmet Hâşim).
6. (Bir şeyi) Almaları için herkesin önüne götürüp dolaştırmak: “Misâfirlere şerbet gezdirmek.” “Şeker gezdirmek.” Kerem kıl sâgar-ı ser-şârı gezdir / Muhabbet ehli hep sâgar-gedâdır (Hersekli Ârif Hikmet). Sonra herkese ateş gezdirdi (Ömer Seyfeddin). Koyunlarından birer çıkın çıkarıp tellâllarla mezatta gezdiren düşkün ihtiyar kadınlar dâima satın alanlardan daha azdı (Rûşen E. Ünaydın).
7. (Bir şeyi) Dolaştıra dolaştıra, azar azar diğer bir şeyin üstüne dökmek, serpmek: “Pilâva yağ gezdirmek.” “Tatlıya şerbet gezdirmek.” “Yemeğin üstüne yoğurt gezdirmek.”
Gezdirmek fiiliyle deyimler: Başında gezdirmek / Gönül gezdirmek / Göz gezdirmek.