İNSAF

(ﺍﻧﺼﺎﻒ) i. (Ar. naṣf “yarısını almak, yarılamak”tan inṣāf)
1. Hakka ve adâlete uygun davranış, nefse değil vicdâna uyarak adâletle hareket etme, merhametli davranma: İnsaf dinin yarısıdır (Hadîs-i Şerif). Şîme-i âlemde insâf u mürüvvet kalmamış (Leskofçalı Gālib). Feleğin insâfı yok mudur? (Nâmık Kemal).
2. ünl. Bu kadarı da fazla, yeter artık, hakka uy, vicdânına uy” anlamında kullanılır: Yeter be abla, insaf, biz de insanız! (Târık Buğra).
ѻ İnsaf etmek: Hakça davranmak, adâlet göstermek, acıyıp merhamet etmek: Ama insaf edin, bir kadını onun tanıdığı gibi tanıyan bir erkek sevilmez mi? (Ahmed Midhat Efendi). Şeytanlar ederdi belki insâf (Abdülhak Hâmit). Bu kadar teşvîke bir zavallı çalıkuşu nasıl dayanır, insaf etsenize (Reşat N. Güntekin). İnsafa gelmek: Haksızlıktan, merhametsizlikten vazgeçip adâletle davranır olmak: Gönül mâmûresin cevr ile vîrân etti ol zâlim / Gelip insâfa bir gün yine âbâd ettiğin görsek (Nef’î). İnsafa gelir mi yâr? Heyhât! (Muallim Nâci). İnsafına kalmış: Hakka ve vicdânına uyarak vereceğin karâra bağlı.

İNSAFLI

sıf. İnsaf sâhibi, haktan ayrılmayan, vicdânına uyarak hareket eden, vicdanlı, merhametli: Lâkin hakîm pâdişah kahraman, ârif, fâzıl, şâir olduğu kadar da insaflıydı (Ömer Seyfeddin). Son asrın edebiyâtı hayvanlara karşı daha insaflı davranmış (Ahmet Hâşim).

İNSAFSIZ

sıf. İnsafı olmayan, gaddar, merhametsiz.
● İnsafsızca zf. İnsafsız bir şekilde: “Adamı insafsızca dövüyor.”

İNSAFSIZLIK

i.
1. İnsafsız olma durumu: “İnsafsızlığı ile meşhurdur.”
2. İnsafsızca davranış: “Bu bir insafsızlıktır.” “İnsafsızlık etme.”