Header Banner

KARAKOL

i. (E. T. Türk. karavul “gözcü, nöbetçi; karakol” < Moğ. karaġul) [Karakol şekline girmesinde Türkçe kol “asker” kelimesinin etkisi olmalıdır; kelime Kafkas ve Balkan dillerine de geçmiştir]
1. Bir yerin âsâyiş ve huzûrunu sağlamakla görevli polis ve jandarma kuvvetlerinin barındıkları binâ, karakolhâne: Mutlaka şosenin üstünde han yâhut karakol vardır (Ömer Seyfeddin). Ve koynundan elektrik fenerini çıkardı, karakolun tahta masasına koydu (Refik H. Karay). Akbıyık’ta şimdi polis karakolu olan Hamâmî İsmâil Dede’nin evinin harem kısmı… gibi birkaç eser istisnâ edilirse eski devirlere âit hemen hemen pek az şey bulabiliriz (Ahmet H. Tanpınar).
2. Askerî kuvvetlerin güvenini sağlamak, ânî baskınlara karşı uyanık olmak gibi maksatlarla uygun görülen yerde görevlendirilen nöbetçi asker veya küçük askerî kuvvet.
3. Nöbetçilikle görevli askerî nokta.
ѻ Karakol gemisi: Kara sularında güvenliği sağlamak üzere dolaşan ve gözcülük eden gemi, sandal, motor vb. Karakol gezmek: Karakol göreviyle dolaşmak, devriye gezmek. Karakol hizmeti: Askerlikte devriye hizmeti.

KARAKOLHÂNE

i. (karakol ve Fars. ḫāne “ev, yer” ile karakol-ḫāne) Karakol binâsı, karakol.

KARAKOLLUK

sıf. Polisi ilgilendiren: “Karakolluk hâdise.”
ѻ Karakolluk olmak: Anlaşmazlık veya kavga sonunda karakola gitmek zorunda kalmak: Patronun kafasını yarmış, kadeh kırmış, elini sarmış, rezâlet çıkarmış, karakolluk olmuştu (Fahri Celâl).