KAYIRMAK

geçişli f. (Eski Türk. kaḏġur-mak > kayġur-mak > kayur-mak > kayır-mak < *ka ḏ-mak “üzülmek, endîşe etmek”)
1. İlgilenip korumak, gözetmek, himâye etmek: Gel sen beni kayırma da kayıracaksan kapı ardındakileri kayır (Eflâtun C. Güney). Kambur felek sanki beni kayırdı / Eşten dosttan nazlı yardan ayırdı (Âşık Veysel). İyi çocuktur. Ben derim ona, seni kayırır (Burhan Felek).
2. (Bir iş veya menfaat husûsunda) Birini başkalarına tercih etmek, tarafını tutup arka çıkmak, iltimas etmek: “Adam kayırmak.” Nihâyet Kenan’ın kayırması sâyesinde bankada hademebaşılığa getirilmişti (Refik H. Karay). Bakanı oyalamakla, işleri sürüncemede tutmakta kendi zümresini kayırmaktadır (Ahmet Kabaklı). ♦ geçişsiz f.
3. E. T. Türk. Üzülmek, tasalanmak, endîşe etmek: Nebî dedi eyâ Haydar kayırma / Özünü rahmet-i Hak’tan ayırma (Rûşenî – T. S.).