KOTARMAK

geçişli f. (Eski Türk. kutur-mak > kutar-mak > kotar-mak)
1. Boşaltmak, tahliye etmek: Pes bir zamandan sonra keklik geldi. Çün tavşanı kendi evinde gördü, rencur oldu ve eyitti: Yer benimdir, evim kotar (Kul Mes’ud). Bizimki işin müşkilâtını görünce bütün fitili alır; bir hayli müddet düşünür, evirir çevirir, bir kaba kotaramaz (Âlî Bey).
2. Yemeği bir kaptan bir kaba boşaltmak: Pişirip kotarıp bezme getirin (Pir Sultan Abdal). Gurbet ilde bir silen yok yaşımı / Kendim gider kotarırım aşımı (Karacaoğlan). Kezban kahveyi kabartmış, fincanlara kotarıyordu (Ömer Seyfeddin).
3. (Yemek vb. için) Hazırlamak: Çayı demledim, kotardım, verdim (Ahmet Râsim).
4. mec. Bir işi yapmak, becermek, becerip yapmak [Genellikle pişirmek fiiliyle birlikte kullanılır]: Bizim pişirip kotarmaya uğraştığımız işe yabancı eller de mi karışıyordu? (Hüseyin R. Gürpınar’dan).