KULP

i. (Ar. kulb “halka, kadın bileziği”)
1. Kapların, testi, ibrik, sepet vb.nin kaldırılmak veya taşınmak için elle tutulacak yeri: Küt der, kulpu elinde kalır Peri Ana’nın (Eflâtun C. Güney). Vakit yoktu, eline ilk rastlayanı aldı, kulpunu, sürgüsünü kurcaladı (Refik H. Karay). Bizimkiler çömleği kaldırmak için kulpundan kavradılar (Safiye Erol).
2. mec. Bahâne, uydurma sebep: Bulmadık kulpunu kolayını biz / Herkese kulpu kolay taktı felek (İzzet Molla’dan). Süt annem hac vakti olmadığını hatırlatınca ona da bir kulp buldum (Ömer Seyfeddin). Bunlara hep birer kulp uydurmaya çalışıyorsunuz (Hüseyin R. Gürpınar).
ѻ Kulp (bulup) takmak: Olur olmaz bir bahâne bulmak, bahâne îcat etmek: Kepâzeliğe niyet var ise bahâne bulup bir kulp takar da sindirirsiniz (Ahmed Vefik Paşa’dan). Her lakırdıya bir kulp takıyorsun (Hüseyin R. Gürpınar). Hep odada oturduğuma bir hastalık kulpu takmıştım (Ömer Seyfeddin). Hayır, yapmayız demeye cesâret edemeyerek sâdece birkaç yuvarlak söz ile bu abes teklîfe bir kulp takmak yoluna gitmişlerdir (Sâmiha Ayverdi). Kulpunu bulmak: Pek de doğru olmayan zorlama bir çözüm yolu bulmak: Allah’tan olacak, sen bir kulpunu buldun da yakayı kurtarabildik (Mahmut Yesâri). Kulpunu bulamamak: Doğru dürüst bir çözüm yolu bulamamak.

KULPLU

sıf. Kulpu bulunan, kulp takılmış olan: “Kulplu kazan.” “Kulplu bardak.” “Kulplu mangal.”
ѻ Kulplu beygir: spor. Gövdesinin orta yerinde sökülüp takılabilen iki kulpu bulunan jimnastik aracı. Kulplu tencere: İki kulpu olan bakır, çelik veya camdan tencere.