Header Banner

LET

(ﻟﺖ) i. (Ar. lett – Fars. let) Dayak, dayak atma, dövme: Nice yiyem odun ile letler / Bulayım buğday ile izzetler (Şeyhî). Yıktırıp muhkem let urulduktan sonra katlini buyurdu (Âlî Mustafa Efendi). Acebdir ki bu esirler evvel rast söylediler. Darb ve let urdunuz, sonra irtikâb-ı düruğ ettiler (Veysî).
● Let-horde (ﻟﺖ ﺧﻮﺭﺩﻩ) birl. sıf. (Fars. ḫorde “yemiş” ile) Dayak yemiş, dövülmüş.

LETÂFET

(ﻟﻄﺎﻓﺖ) i. (Ar. leṭāfet)
1. Hoşluk, güzellik, incelik: Gül mü zîbâdır letâfette ya ruhsârın senin / Lâle mi hoştur tarâvette ya dîdârın senin (Ahmedî). Fağfûrun aslı bir gāyet latif ak taştır ki letâfetine eş yoktur (Kâtip Çelebi’den Seç.). Peçesini açmış, çarşafının siyahlığıyle bir tezâd-ı tam teşkil eden çehresinin letâfeti bütün bütün artmış (Hüseyin R. Gürpınar).
2. Maddî varlığı gözle görülebilecek gibi olmama.

LETÂİF

(ﻟﻄﺎﺋﻒ) i. (Ar. laṭіfe’nin çoğul şekli leṭā’if)
1. Latîfeler, şakalar: “Mecmûa-i letâif.” Hâriciye nezâreti kalemi ketebesinden Kâmil Efendi ki 1184’te vefat etmiştir, ârif ve kâmil ve letâife mâil bir şâir idi (Fâik Reşat).
2. tasavvuf. İnsanda ilâhî hakîkatleri idrak ve müşâhede eden kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ vb. mânevî melekeler.

LETARJİ

i. (Fr. léthargie < Lat. < Yun.)
1. tıp. Çok derin ve sürekli uyku durumu: Naim Efendi yarım asırlık bir letarjiden henüz gözlerini açıyor (Yâkup K. Karaosmanoğlu).
2. mec. Büyük ve derin gaflet.

LETÇE

i. Hint-Avrupa dillerinin Baltık koluna mensup olan ve Letonya’da konuşulan dil.

LETONCA

i. Letonya’da konuşulan dil, Letçe.