Kubbealtı Kursları Başlıyor

OYNAK

sıf. (< oyna-k)
1. Çok hareket eden, hareketli, müteharrik: Bindikleri gemi martı gibi oynaktır (Mehmet Kaplan). Biniciye gāyetle sert, gāyet oynak at ister ki üstünde diri durup canını diri savuna (Kemal Tâhir). Elinde unuttuğu yarım şarap bardağını mumların oynak ışığına kaldırdı, bir zaman baktı (Kemal Tâhir).
2. Hareket etme isteği uyandıran, canlılık veren, canlı: Oynak bir vals çalan bir piyanonun sesine kahkahalar karışıyordu (Reşat N. Güntekin). Cıvıl cıvıl söylediğin türkünün / Oynak nağmesinde bahar geliyor (Câhit S. Tarancı).
3. Bir kararda durmayan, kararsız, sebatsız: “Fiyatlar çok oynak.” Kısalıkta ve uzunlukta zaman kadar oynak, onun kadar ölçüsüz, nispîliği onun kadar cilveli ne var? (Refik H. Karay – Ö.T.S.).
4. (Kadın veya kız için) Davranışları erkeklere ümit veren, çok serbest davranan, ahlâken hafif, iffeti şüpheli: Vaktiyle beldelerden birinde bir oynak kadın türemiş (Refik H. Karay). Diyordu: Lânet olsun böyle oynak karıya (Enis B. Koryürek).
ѻ Oynak kemiği: Diz kapağı kemiği. Oynak yeri: Eklem, mafsal.

OYNAKLIK

i.
1. Oynak olma durumu.
2. Oynakça davranış, şuhluk, hafifmeşreplik: Kadınlarında ne bir oynaklık, erkeklerinde ne bir haşarılık (Refik H. Karay). Kadının sözlerine, tavırlarına gizli bir oynaklık gelmektedir (Reşat N. Güntekin).