Kubbealtı Kursları Başlıyor

PENCE

(ﭘﻨﺠﻪ) i. (Fars. penc “beş”ten pence) Pençe kelimesinin eski metinlerde rastlanan bir şekli: “Pence-i çenar: Çınar yaprağı.” “Pence-i girye: Salkım söğüt.”
● Pence-zen (ﭘﻨﺠﻪ ﺯﻥ) birl. sıf. (Fars. zen “vuran” ile) El uzatan, pençe vuran, saldıran.

PENCERE

(ﭘﻨﺠﺮﻩ) i. (Fars. pencer > pencere) Binâ duvarlarında, taşıtların belli yerlerinde, hava ve ışığın içeriye girmesi ve içeridekilerin dışarıyı görmesi için bırakılan açıklık: “Pencere camı.” “Pencere çerçevesi.” “Pencere perdesi.” “Alçı pencere.” “Tepe penceresi.” Pencerelerden içeri giren güneş odanın içini nûra boğmuştu (Ahmed Midhat Efendi). Sabahleyin pencerenin kepengini açınca gördüm ki beklenen gelmiş (Rûşen E. Ünaydın). Gözlerim ikide bir kamaramın penceresine ilişiyor (Refik H. Karay).