PİŞKİN

sıf. (< piş-kin)
1. Gerektiği kadar pişmiş olan: “Pişkin simit.” “Pişkin ekmek.”
2. mec. Görmüş geçirmiş, olgun, tecrübeli: Şu hâkî üniforması içinde ağırlığını omuzlamış, pişkin çehreli neferin sayd-ı menfaat arzusuyle hiçbir alâkası olmadığına yemin etmez misiniz? (Cenap Şahâbeddin). Onların çoğu yaşını başını almış, akıllı uslu, pişkin adamlardır (Reşat N. Güntekin). Osman Bey pişkin ve tecrübeli bir belediye reisi (Burhan Felek).
3. mec. Çekinmesi, sıkılması olmayan, nezâket kurallarına aldırmadan işini yürüten, vurdumduymaz, aldırmaz: Hah diye cevap verdi, herif pişkin. Baksana surata, utanacak yüz mü o! (Bediî Fâik). Hasan hiç oralı olmuyor; öyle pişkin ki benim düşündüklerim onun aklına sığmıyor (Mâlik Aksel).
4. Alışkanlık kazanmış olan, alışkın: Mutfak kapısına doğru alışkın ve pişkin adımlarla sekti (Peyâmi Safâ).
5. (Meyve için) Fazla olgunlaşmış, çok olmuş: Ağzım tâze kopmuş pişkin hurma kokusu ile doldu (Refik H. Karay).
● Pişkince zf. Pişkin olan kimseye yakışır şekilde, pişkin bir tarzda: “Pişkince güldü.”

PİŞKİNLİK

i.
1. Pişkin olma durumu: Ekmekler normal pişkinlikte olmalı (Burhan Felek).
2. mec. Pişkince davranış, vurdumduymazlık, aldırmazlık, arsızlık: Neclâ, yaşından umulmayacak bir pişkinlikle Ali Rızâ Bey’in karşısına dikildi, hiç utanıp sıkılmaya lüzum görmeden: –Ne yapıyorsun baba… Çıldırdın mı? Kısmetime mâni olacaksın (Reşat N. Güntekin). Onun pişkinliği Murat’ın kanını dondurmuştu (Mahmut Yesâri).
ѻ Pişkinliğe vurmak: Üzerinde durulması gereken bir davranışa aldırmamak, anlamazlıktan gelmek.