Kubbealtı Kursları Başlıyor

TÜL

i. (Fr. tulle) [Fransa’da Tulle şehrinin adından]
1. Pamuk, ipek veya naylon ipliklerden yapılmış, çok ince gözenekli, hafif ve saydam dokuma.
2. Bu dokumadan yapılmış perde.
3. İnce baş örtüsü: Mestûre Hanım’ın başına sımsıkı sardığı kahverengi tül… (Hâlide E. Adıvar). Başı kara tüllü bir mutaassıp İspanyol kızı gibi ıstavroz çıkarmıştı (Refik H. Karay). Başında sırma tül göklerin gülü (Enis B. Koryürek).

TÜLBENT

i. (< dülbent < Fars. dulbend)
1. Pamuk ipliğinden dokunmuş, çok yumuşak, çok seyrek ve ince bez: Şekerim var ezilecek / Tülbentlerden süzülecek / Beklemeyin a efendim / Çok kapım var gezilecek (Mâni – Ö.T.S.). Sonra birden aklımdan yeşil tülbentli bir külâh, bir darmadağınık saç sakal, bir çift inatçı, çiy, sevimsiz mâvi göz geçti (Refik H. Karay). Eli, şefkat kadar yumuşak bir tülbentle alnımdaki terleri kuruluyor (Yusuf Z. Ortaç).
2. Bu bezden yapılmış baş örtüsü: Kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi (Dede Korkut – Ö.T.S.).
3. sıf. Bu bezden yapılmış: Turnacıbaşı keçesinden tülbent makramasın çıkarıp, “Pâdişâhım, pâkçedir, mübârek başınızı sarın” deyüverdi (Kâtip Çelebi’den Seç.).

TÜLEK

sıf. (< tüle-k) E. T. Türk. ve halk ağzı. Tülemiş, tüyleri dökülmüş (kuş veya kümes hayvanı): Zamânede tülek olmuş turnalar (Karacaoğlan’dan).

TÜLEMEK

geçişsiz f. (Eski Türk. “tüy”den tü+le-mek) E. T. Türk. ve halk ağzı. (Kuş için) Tüyleri dökülmek, tüy değiştirmek: Ve nicesi on – on beş kere tülemek ile has beyaz süt gibi ve süt mâvisi ve kırmızı akîk-i Yemenî gibi olur (Evliyâ Çelebi’den Seç.).

TÜLYUM

Bk. TULYUM