TEMBEL – TENBEL

(ﺗﻨﺒﻞ) sıf. ve i. (Fars. tenbel) [Kelime Türkçe’den Yunanca’ya da geçmiştir] Çalışmaktan hoşlanmayan, çaba göstermeyen, gayretsiz, iş yapmak hususunda ağır davranan (kimse): Ama siz beni tembel alıştıracaksınız (Ahmed Midhat Efendi). Halbuki oğlu hodgâm, azimsiz, müsrif, tembel… (Ömer Seyfeddin). Nûran rûhen tembeldi (Ahmet H. Tanpınar).
ѻ Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin: İstenen şeyi yapacağı yerde akıl öğretmeye kalkan kimselere söylenir: Şu olacak ki ben gidip gelirsem seksen adım, siz gidip gelirseniz kırk adım sonra su içebileceksiniz… Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin derler (Ahmet Râsim). Tembel tembel: Hiçbir gayret sarfetmeden.

TEMBELHÂNE – TENBELHÂNE

(ﺗﻨﺒﻠﺨﺎﻧﻪ) i. (Fars. tenbel ve ḫāne “ev, yer” ile tenbel-ḫāne) şaka yoluyle. İçinde bulunanların hepsinin tembel ve çalışmaya isteksiz olduğu yer.

TEMBELLEŞMEK

geçişsiz f. (< tembel+leş-mek) Tembel duruma gelmek, tembel olmak: Bürokratları arttıkça Roma (tıpkı daha sonraki Bizans ve İstanbul gibi) tembelleşti (Ahmet Kabaklı).

TEMBELLEŞTİRMEK

oldurgan f. (< tembelleş-tir-mek) Tembel duruma getirmek: “Varlık onu tembelleştirdi.”

TEMBELLİK

i.
1. Tembel olma durumu: “Fakirlik değil tembellik ayıp.” Tembellik erbâb-ı hayâta değil emvâta yakışır (Ebüzziyâ Tevfik’ten). Yatağımın harâreti ümitten, aşktan ve tembellikten mürekkepmiş gibi vücûdumu çekiyor (Peyâmi Safâ).
2. Tembelce davranış: Neden cemiyet, devlet ferdin ihmallerinden, tembelliklerinden, beceriksizliklerinden (…) mesul olsun? (Peyâmi Safâ).