TEREDDÜT – TEREDDÜD

(ﺗﺮﺩّﺩ) i. (Ar. redd “geri döndürmek, tekrar etmek”ten tereddud)
1. Karar verememe, kararsızlık: Kız halecanlı bir tereddütle kapının önünde durdu (Hüseyin R. Gürpınar). Küçük bir tereddütten sonra sordum (Peyâmi Safâ). Düşündü, çok düşündü, “Osteite” diye mırıldandı; gene düşündü, tereddüt içinde söyledi (Peyâmi Safâ).
2. Bir yere, birinin yanına gidip gelme, devam etme [Eskimiştir]: Sahîfe-i çemen üzre tereddüd ede nesim / Mesîh cilve-gehi ola dâmen-i Meryem (Fuzûlî).
ѻ Tereddüt etmek (eylemek): Karar verememek, kararsızlık göstermek: Sultan tereddüt ettiği şeyleri ona sorar (Kâtip Çelebi’den Seç.). Doğrusu, onları bu kitaba alırken bir hayli tereddüt ettim (Mehmet Kaplan).

TEREDDÜTLÜ

sıf. Kararsız, karar veremeyen, çekingen, mütereddit: Bir av arıyormuş gibi tereddütlü adımlarla bodur böğürtlen dallarını hışırdatarak şoseye indi (Ömer Seyfeddin). Nâlân uyanıktı. Benim tereddütlü ve çekingen tavrımı farkeder etmez doğruldu (Kerîme Nâdir).

TEREDDÜTSÜZ

zf. Hiç tereddüt etmeden, hemen karar vererek: Âdile Hanım, bu ânî engelin üstünden çok iyi terbiye edilmiş bir koşu atı gibi tereddütsüz atladı (Ahmet H. Tanpınar).