VEBÂ

(ﻭﺑﺎﺀ) i. (Ar. vebā’)
1. Fârelerden insanlara geçen ve salgın hâlini alan bulaşıcı, ateşli, öldürücü hastalık, tâun: Gençler veremden, vebâdan ölüyor… (Nâmık Kemal). Sonra burada büyük bir vebâ çıktı… (Orhan Ş. Gökyay).
2. Bulaşıcı bâzı hayvan hastalıklarına verilen ad: “Sığır vebâsı.”
● Vebâî (ﻭﺑﺎﺋﻰ) sıf. (nispet eki -і ile) Vebâ ile ilgili.
● Vebâiyye (ﻭﺑﺎﺋﻴّﻪ) sıf. Vebâî kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli: “Emrâz-ı vebâiyye.”

VEBAL

[l ince] (ﻭﺑﺎﻝ) i. (Ar. vebāl) Günah doğuracak ve insanı âhiret azâbına sürükleyecek olan ağır sorumluluk: Devirirsen senindir, yalnız senin vebâli (Fâruk N. Çamlıbel). Yavrusu için, hatta sevgili ağasını vebalden kurtarmak için yaşaması lâzımdır (Safiye Erol). 1911’de ise Osmanlı Devleti parti mücâdelelerinin vebâli altında ezilirken Bulgarlar’la Sırplar anlaşıp el ele vermişlerdi (Sâmiha Ayverdi).
ѻ Vebal altına (Vebâle) girmek: Günâha ve azâba sebebiyet verecek ağır bir sorumluluk yüklenmek: Ger pâdişâhsan n’ola ey nevcivan sakın / Kırma bu halkı girme vebâle vebâ gibi (Mesîhî). Vebâli boynuna (olmak): “Yaptığı şeyden dolayı kötü bir sonuç, bir azap, bir günah varsa onun üzerine olsun” anlamında uyarı sözü olarak kullanılır: Vebâlim boynuna işte ben öldüm / Mezarım göğsüne kaz kerem eyle (Karacaoğlan). Boynuna olsun vebâli kâkülün zencîrini / Gerdeninde gösterip dîvâne ettin sen beni (Sünbülzâde Vehbî – Ş.A.D.). Diyemem boynuna olsun vebâli / Sevdiğin o güzel çobansa Ayşe! (Fâruk N. Çamlıbel). Vebâlini boynuna almak: Bir günah, bir suç varsa üstüne almak, bir işin günâhını yüklenmek: Sana zulm eyledim zindâna saldım / Vebâlin bârını boynuma aldım (Yahyâ Bey).

VEBÂLI

sıf. Vebâya tutulmuş olan, vebâ mikrobu taşıyan.

VEBALLİ

sıf. Vebâli olan, vebal doğuran.