VURGUN

sıf. ve i. (< vur-gun)
1. Birine veya bir şeye tutulmuş olan (kimse), âşık, sevdâlı: Gece gündüz âh u feryâd eylerim / Hiç demezler bir yosmaya vurgundur (Karacaoğlan). Kime arzedeyim derd-i nihânım / Kimse bilmez kimin vurgunuyum ben (Erzurumlu Emrah). Lisan her dilde rakseder, ama ben onun Türkçe’deki mûsikîli hareketlerine vurgunum (Nihad S. Banarlı).
2. Vurulmuş, yaralı: Görünmez bıçakla içten vurgunsun / Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm (Necip F. Kısakürek). ♦ i.
3. Kolayca elde edilen, hak edilmemiş büyük kazanç [Bu anlam sonradan ortaya çıkmıştır]: Geçen günkü vurgunda bizim ihtiyar Vasil’e bir kat urba bile aldım (Ahmed Midhat Efendi). Ona istediği kadar iş buluyor, hîlelerine, ihtikârlarına, vurgunlarına yardım ediyor (Ömer Seyfeddin). O sıfatla büyük nüfuz kazanacaklar, şımarmaya, hükmetmeye kalkacaklar, ticâret ile vurgunlar yapacaklar (Ahmet Kabaklı).
4. Baskın, düşman hücûmu: Oturmuş gāret ü vurgunla meşgūl (Şeyhî).
5. Soğuk, dolu vb. etkilerle ürünlerde görülen zarar.
6. Bir dalgıcın derinlerdeki su basıncı, düzenli hava alıp verememe, birden su yüzüne çıkma gibi durumlarda vücûdun yüksek basınçtan birdenbire normal basınca geçtiği zamanlarda karşılaştığı şok durumu, inme veya ölüm.
7. Vurmaktan ileri gelen yara: “Eyer vurgunu.”
ѻ Vurgun vurmak: Kısa sürede hakkı olmayan büyük kazanç elde etmek, voli vurmak. Vurgun yemek: Denizde vurgun sonucu sakatlanmak veya ölmek.

VURGUNCU

i. yeni. Vurgun peşinde olan, yolsuzluk yaparak kazanç sağlayan kimse, muhtekir.

VURGUNCULUK

i.
1. Vurguncu olma durumu, ihtikâr: Bugün vurgunculuk, yarın kimsesiz çocuklar, öbür gün şehrin temizliği hakkında konuşur (Reşat N. Güntekin).
2. Vurguncuya yakışır hareket.