YIKMAK

geçişli f. (Eski Türkçe’den beri kullanılır)
1. Kurulu bir şeyi parçalayıp dağıtmak: Oğlan der ki kız kaleni yıkarım / Taşın toprağın suya dökerim (Karacaoğlan). Düşman gece yarısı başladı çadırları yıkmağa… (Nâmık Kemal). Bilmemiş var mı geniş yeryüzünün serhaddi / Yıkmış ufkunda durup karşı koyan her seddi (Yahyâ Kemal).
2. Devirmek: “Koca direği yere yıktı.”
3. mec. Bozmak, parçalamak, târumar etmek: Vaterlo’da Büyük Napolyon’un yıkılmaz ordusunu yıkıyor (Cenap Şahâbeddin). Yediğim ekmek senden / Sen ev yıkmaz ev yapar / Sensin beni ben eden (Câhit S. Tarancı). Yeni muhtevâ eski kalıbı yıkacak, sonra kendisine has yeni bir kalıp vücûda getirecektir (Mehmet Kaplan).
4. mec. Harap etmek, mahvolmasına sebep olmak, perîşan etmek: Bir nigehle sâkıyâ yıktın harâb ettin beni (Leskofçalı Gālib). Yaptığı cenneti kendi yıkıyor (Ziyâ Gökalp). Dışarıdan o kadar çok şeyin yıktığı insan onu dinledikçe kendi içinden yeniden doğar (Ahmet H. Tanpınar).
5. (Yük için) İndirmek. ♦ (-i / -e)
6. Bir yana doğru eğmek: Çık mezardan ey Aydın’ın şanlı efesi / Yık çatıkkaş üzerine kırmızı fesi (Yusuf Z. Ortaç). Kasketini ensesine yıkarken bağırdı (Bediî Fâik).
7. (Suç, borç vb. hoşa gitmeyecek şeyleri birine) Yüklemek.
Yıkmak fiiliyle deyimler: Ev (Yuva) yıkmak / Evini başına yıkmak / Gönül yıkmak / Üzerine (Üstüne) yıkmak.