YUNT – YUND

i. (Eski Türk. yunt “at sürüsü”; kökü karışık olup Türkçe asıllı olmadığını söyleyenler de vardır) E. T. Türk. ve halk ağzı. Kısrak: Gördü kim ılkıcı kâfirler yunt güderler, kılıç çekip altı kâfir depeledi (öldürdü). Tavlumbaz urup yuntları ürküttü (Dede Korkut’tan). Önünde birkaç yüğrük yundu ve bir nice çift öküzü dahi vardı (Âşıkpaşazâde). Heman Cebrâil nâzil oldu âdem sûretinde, bir yunda binerdi (Mevâhibü’l-Hallâk – T. S.).
ѻ Yunt (Yund) ocağı: Yeniçeri teşkîlâtında kısraklara bakan ocak. Yunt (Yund) oğlanı: Çoban. Yunt (Yund) yılı: Eski Türkler’in kullandığı on iki hayvanlı takvimin altıncı yılı.

YUNTÇIYAN – YUNDCIYAN

i. (yunt > yunt+çı ve Fars. çoğul eki -ān ie yuntçı-y-ān) târih. Osmanlı sarayında has ahırdaki kısraklara bakmak, onları eğitmek, otlarını sağlamakla görevli kimseler: Yundcıyan (yunt oğlanları): Bunlara mâdiyân-ı hassa, yani kısrak hademeleri denilirdi (İsmâil H. Uzunçarşılı).

YUNT KUŞU

birl. i. Kuyruk sallayan denen kuş.